Bir Eleştiriye Cevap
The Man demiş ki,
Şubat 19, 2010 19:47
“kadın’a yapılan saygısızlık ve Tanrı’nın her fırsatta keskin kıskançlığını göstererek masumları, kadınları ve çocukları (çocukları!) katletmeyi haklı kılmasıdır.” demişsin.
1)Kadına kitapta yapılan hukuksal “haksızlık” ise, senin benim etrafta gördüğümüz kadınlara laf atıp, sitelerde gördüğümüz hatunlara iç geçirmemiz de pek tabii “haksızlık”tır. Kur’an’da hiçbir şekilde kadına açık bir şekilde kötü muamele edilmesini taraf tutmaz. “Back to the kitchen”? /b/ değil miydi hani o sevdiğimiz?
2)Seksen bin kere kendisinin evrenin kendisi olduğunu vurgulayan “bilinç”; nasıl olur da kendisini kendisinden kıskanabilir? Pin-up girl şehveti değil bu.
3)Kadın ve çocukları katletmeyi haklı kılmak? Bu ağır iddia işte. Belki tevratta Şomil’in israiloğulları’ndan yapmasını istediği şey budur, ama Kur’an da hiçbir şekilde bırak çocuk katletmek, bir insanın diğerini öldürmesi EN BÜYÜK günahtır.
Evet. Beraber okuyalım. Kur’an’ı(ama arif pamuk salağının değil, diyanet’in etimolojik çevirili Kur’an’ını) İncil’i, Tevrat’ı ve Zebur’un ilk çevirilerini(milli kütüphanede var, 3 liraya fotokopisini çektiriyolar) alıp inceleyelim.
Ben niye böle yazdım? Çünkü Kur’an’ı da İncil’i de ve oha diyeceksiniz ama Tevrat’ı da okudum. Hepsinin İmmanuel Kant’ın çakışmalı ahlak öğretilerine ne kadar benzediğini, hangisinin “optimal toplum düzeni” ne daha uygun olduğunu karşılaştırdım, Ayn Rand’ın Atlas Reddetti’sini bitirip islami kelam düzenlemeleriyle emperyalist bakış açısının (evet, çatır çatır emperyalist; sabaha kadar tartışırım) islam mal hukukuna bakış açısına baktım.
Ve sonuçta diyebiliyorum ki, ben araştırdım ve bir sav koyabiliyorum ortaya.
Kusura bakma ama, senin din kitaplarının hiçbirini okumadan savurduğun şu “Ama bir genel örnek, kadın’a yapılan saygısızlık ve Tanrı’nın her fırsatta keskin kıskançlığını göstererek masumları, kadınları ve çocukları (çocukları!) katletmeyi haklı kılmasıdır.
Yani din’i daha fazla araştırdıkça daha uygunsuz olduğunu göreceğini düşünmekteyim. İstersen beraber Kur-An’ın, İncil’in vs birer kopyasını alıp okuyalım? Beraber, adım adım yapalım bunu…” yazılı canhıraş çığlığın ne kadar yavansa BANA GÖRE, benim konu üzerinde debelenip yaptığım yorumlar ve savurduğum kelamlar o kadar lezazet dolu.
Doğru, mesele hakkında senin kadar bilgiye sahip değilim. Ama;
Orada Olmayan Tanrı (The God Who Wasn’t There) filminin yazarı ve yönetmenine yönlendirilen mektup;
Başlık: Biz Kahkaha Atarken Sen Yan
“Çok cesur olduğuna hiç şüphe yok. Elime bir bıçak alıp seni delik deşik etmek isterdim ve organların gözümün önünde yere saçılırken sevinç çığlıkları atardım. Bir gün, benim ve benim gibi olan diğerlerinin buna benzer eylemler sergilemekten haz duyacağımız kutsal bir savaşın fitilini ateşlemek üzeresin.
Ama Tanrı bize intikamdan sakınmayı ve sizin gibiler için dua etmeyi öğütler.
TANRI’nın sana vereceği cezanın… [Benden çok daha kötü şeyler yapacak sana diye devam eder...]” *1
İsrailli psikolog George Tamarin’in bir çalışması… yaşları sekiz ile on dört arası değişen binden fazla öğrenciye Joshua kitabındaki Jericho savaşının açıklamasını sunar:
“Joshua insanlara şöyle dedi, ‘Bağırın; çünkü TANRI bu şehri size verdi. Ve bu şehir ve içindeki her şey yıkım için TANRIYA adanmalıdır… Ancak tüm gümüş ve altınlar ve tüm bronz, demir kap kacak TANRI için kutsaldır; hepsi TANRININ hazinesine katılmalıdır.’… Ardından şehrin tamamını yok ettiler, kılıçlarıyla hem erkekleri hem de kadınları, genç ve yaşlı, öküzleri, koyunları ve eşekleri.. Ve şehri ve içindeki her şeyi yaktılar; ardından gümüşler ve altınlar, bronz, demir kap kacak TANRININ evinin hazinesine konuldu.” *2
Bir başka alıntı daha;
“…Sodom ve Gomora’nın yıkımında İbrahim’in yeğeni Lot şehirdeki tek dürüst insan olduğu için seçilmiş ve ailesi ile birlikte canı bağışlanmıştı. Şehir kükürte boğulmadan önce Lot’un kaçıp kurtulabilmesi için iki erkek melek onu uyarmak üzere Sodom’a gönderildi. Lot misafirperver biri olarak melekleri evinde ağırladı ve bu sırada Sodom’daki tüm erkekler Lot’un evinin çevresinde toplanarak ondan melekleri kendilerine teslim etmesini istediler. Bu sayede melekleri sodomize edebileceklerdi: ‘Bu gece senin evine gelen o adamlar nerede? Onları bize ver ki tanışalım’ (Yaradılış: 17: 5)
…
Lot’un cevabı: ‘Yalvarırım kardeşlerim onlara kötülük yapmayın. Bakın, erkek eli değmemiş iki kızım var; yalvarırım bana izin verin ki size kızlarımı getireyim ve gözlerinize iyi gelsinler ama bu adamlara hiçbir şey yapmayın: çünkü onlar benim çatımın altında korunuyorlar.’(Yadarılış 19: 7-8)
Devamında melekler saldırganları kör eder, kızlar bakireliklerini (babaları için) saklamış olurlar. Lot’un karısı şehirdeki patlamaları küçümser tavırla izlediği için cezalandırılır ve bir sütuna dönüştürülür. Kaçtıktan sonra ilk önce büyük, sonra küçük kızı babalarının yatağına girer. Lot olan biteni fark etmeyecek kadar sarhoştur, ancak iki kızını da hamile bırakmayı başarır. Kızların bunu yapmasındaki sebep: uzun süredir erkek özlemi çekmektir.(Yadarılış 19: 31-6) *3
Ozan’ın bilgime sunduğu bir alıntı;
“Kadınlarınız sizin için bir tarladır. Tarlanıza nasıl isterseniz öyle varın.” Bakara/223
Ahlaki temel olması için yayılmasına uğraşılan bir dini kitaptaki en ahlaklı adam kör kütük sarhoş olup, yatağına giren kendi öz kızını tanımadan hamile bırakıyor.
*1: Tanrı Yanılgısı – Richard Dawkins (Sf. 194-195)
*2: Tanrı Yanılgısı – Richard Dawkins (Sf. 235)
*3: Tanrı Yanılgısı – Richard Dawkins (Sf. 220-221)
___________________________________________
Tek bir kaynaktan yararlanarak cevap vermek zorunda kaldığım için özür dilerim. Ancak bu kaynağı güvenilir bulmaktayım ve elimde daha detaylı bilgiler içeren bir kaynağım yok.
Sana cevap vereyim;
1) Salt laf (eylem etkisi içermeyen, boş laf) aksiyon olarak alınamaz. Suç “yapılan şeyler” üzerinden tanımlanabilir. /b/ geyiklerini aksiyona döktüğümüzü, kadınları mutfağa tıkıp seks kölesi haline getirdiğimizi hatırlamıyorum. Yada o bakımdan, misafiri korumak adına kalabalıklara (dişi aile fertlerimizi, dişi arkadaşlarımızı) teklif etmeyi önerdiğimizi de. Kaldı ki, seni bilmiyorum da, ben hiç “laf atmadım” bir kadına.
2) Değil mi? Tanrı nasıl olur da kendisini kıskanabilir? Bu nasıl bir mantıksızlıktır? Ama her niyeyse, ölümden sonra cezalandırma hakkına sahip olan (ve hatta aslen ne bok yiyeceğimizi çoook önceden bilen ve bir de utanmadan bizi bu yönde yaratmış olan) Tanrı, bugün bizim çocukça adledeceğimiz “cezalandırma” girişimlerinde bulunur. Kendisine laf edenlerin başına bin bir dert açar. Buna “kıskançlık” demeyebilirsin. “Çocukluk” yapıyor diyeyim? Yada belki bu olaylar da din kitaplarının doğrudan kendisinde yoktur da, onlarla ilintili “resmi” kaynaklarda felan vardır. Ya da belki sadece lisedeki Din Kültürü ve Ahlak(sızlık) dersi öğretmenimin sıktığı yalanlardır.
3) Kadınlar konusunda yukarı bölümdeki üçüncü alıntıya bakabilirsin. Çocuklara karşı doğrudan bir referansa sahip olmadığımdan “abarttığımı” kabul edeceğim. Ancak çok değil. Zira ailesini katlettiğin bir çocuğa pek de az bir kötülük yapmış sayılmazsın. İnsan ölümlerine gelince, o veya bu sebeple dine bağlı savaşları düşünmek bile istemiyorum. Öte yandan bu konuda (Tarih konusunda) ne bilgili ne de yetkin birisiyim. Tek bildiğim insanların dinlerini “yaymak” için savaş yaptıkları ve bunu “iyi bir şey” olarak gösterdikleridir.
Okuduğun bir sürü şey ile karşılaştırdığın şeylerden bahsetmişsin. Bunlardan bir sonuç elde ettiğini varsayıyorum. Bu sonuçlar nelerdir?
Ortaya koyduğun sava gelince, lütfen bunu bir cümle ile özetler misin? Zira sadece “kesif bir eleştiri” görüyorum. Sav olduğunu idda ettiğin şeyler, kendisi içerisinde bir görüş değil ancak benim yazdığım yazıda belirtilmiş görüşlerim üzerinden tanımlanmış bir “anti-görüş”tür diye iddia edebilirim. Ama öte yandan, bu benim anlayışsızlığım da olabilir. O yüzden lüften, tek bir cümle ile savını özetle.
İşte benim savım: Ahlak olarak Din (en yaygın semavi dinler) bundan yüzlerce yıl önce yaşanmış bir dönemde, ya bilinçsizce yada bilerek, yanlış temeller üzerine oturtulmuş yanlış bir ahlak ortaya koymaktadır.
Düzeltme:
Kur’an’ın Bakara Suresi’nin 222′ci ayeti’nin ozanın yazdığıyla alakası yoktur. O zamanın arapçası ile kelimelerin etimolojik kökenine sadık kalarak sana çeviriyorum dost.
“Ey Muhammed! Sana, kadınların aybaşı hali hakkında sorarlar, de ki; ‘o bir ezadır’. Aybaşı halinde iken kadınlarınızdan el çekin; temizlenmelerine kadar onlara yaklaşmayın.”
İkinci olarak hak din olarak incil ve tevratı değil, Kur’an’ı alıyorum, zira diğerleri GERİ DÖNÜŞSÜZ bozulmuş kitaplardır. Sadece Kur’an, salak saçma ve yanlış etimolojik çeviriler yüzünden islamın bir sevgi dini değil bir korku dini olarak gösterilmesine sebebiyet vermiştir.
Diğer bütün ayrıntılar ve daha fazlası için, az önce tunç ile yaptığımız msn diyaloğunu sana veriyorum.
Evet, dostum; sana felsefemi açıklıyorum. Kur’an da yazdığı gibi: “Ben insanlık için gizli bir hazineyim; şüphesiz ki ben sizim, siz de bensiniz; siz fesatlık ve yer yüzünde zulüm ve bozgunculuk yapmadıkça; size ne benden ne de sizden zarar gelir. Apaçık bir delildir ki, Hak ateşi ile yanan yürekler, birbirlerine zarar eylemezler. Şüphesiz ki Allah, sizin her davranışınızı gözetleyen ve anlayandır.”
Sanırım anlatabildim. İnsan ve Hak(Allah) ve bu tüm kainat birbirine eşittir. Ki bu Kur’an da geçmektedir.
Dosyayı şu anda msn’ine gönderiyorum.
Benim yanlışım, Bakara 222 değil, Bakara 223. Maddi hatamı düzeltir, özürlerimi sunarım.
Ayetin Bakara/222 değil, 223 olduğunu söyledi Ozan. Onda da benzer bir iddan varsa, bekliyorum.
Not: Yazıyı da güncelliyorum.
Not2: Yolladığın konuşma üzerine fikirlerimi yazdım, eğer senin için de (ve Tunç için de tabii) uygunsa burada yayınlayacağım. Olur mu?
Bakara 223′ün kişisel kanımca verilmesi gereken düşünce şudur:
Ayette yazdığı gibi: “Kadınlarınız, (çocuk yetiştiren) ekin tarlanızdır. O halde tohum ekilen tarlanıza (ön tarafa), nasıl isterseniz öyle varın. Kendileriniz için ileriye hazırlık yapın, önceden iyi ameller gönderin.”
parantez olan kısımları, islam fıkıh ve tefsir hocalarının yaklaşık %60′ının kabul ettiği; o zamanki arapça ile karşılık gelecek anlamları. Ayrıca bu surede kadına haksızlık gibi bi ibare göremedim ben.
Pek tabii olur. Sohbet güzel gidiyo gayet. Keşke böyle tartışmalar olsa.
Şimdi bu tartışmayı ortasından okuduğum için mi bilmiyorum, kimin ne savunduğunu anlamadım. En başı nerede, hangi eleştiriye cevap?
Ama daha önce tahmin edemeyeceğim kadar güzel yaklaşımlar gördüm, sevindim
Hacettepenin girişinde çok güzel bir heykel bulunmakta, altında da bu yazıya eleştiri olabilecek bir cümle mevcut:
Timeo hominem unius libri.
http://lmgtfy.com/?q=timeo+hominem+unius+libri