Yılbaşına bir anlam kazandırmak lazım, hani takvim değiştirmek vs dışında. Bu sebepten dolayı yılın ilk günü önceki yıl ne yaptım, neler değişti yazayım dedim. İşte kısa bir özet…
Yıl hafif ve keyifli başladı, geçtiğimiz yılbaşında adaşıma "Osman" adını takmam, şirin babanın yükselişi ve Mehmet’e "kamyon çarpması" geyikleriyle giriş yaptık. Okuldaki nihayi son dönemim neredeyse tek başıma grup projeleri yapmak gibi şeylere şahit oldu. Keyifliydi aslen.
Nisan civarlarında staja başladım, BnB Danışmanlıkta (uzun ismi var bi de, yazması bile üşenme sebebi). Her ne kadar staja başlangıcımı danışmanıma belirtsem de, başlangıç belgelerimi vermem bir miktar uzun sürdü. Hatta direk staj raporumla beraber verdim. Sorun çıkmadı neyse ki. Okulun son dönemi ve staj süresinde epeyce bilim kurgu izledim (Stargate SG-1, 10 sezon mesela) ve dizi manyağı oldum. Yine bu dönemde az da olsa Kaleideskop’a yazdım.
Yine aynı dönemde bir türlü kitap okuyamadığım garip bir süreç geçirdim. Ne zaman kitap okumaya çalışsam 20 dk içinde uyuyakalıyordum.
Stajın sonlarına doğru sigarayı rastgele bir şekilde bıraktım. Bir akşam (DGS’den 2 gün önce, kutlamadığım doğum günümden bir gün sonra) ekmek almaya çıktığımda "pakette 2 sigara var, alsam mı ki?" diye düşünürken vazgeçtim almaktan. Bırakmış oldum o vesileyle. İyi oldu. Zira meretten keyif alamaz hale gelmiştim, salt tiryakilikti artık. Manasızdı.
Bu sıralar facebook hesabımı kalıcı olarak sildirdim. Ana sayfamın üç gün boyunca değişikliğe maruz kalmadığını görmüştüm seçtiğim ayarlardan ötürü. E o şekil kullanılan şey de facebook olmuyor. Neticede ondan da kurtuldum.
Staj bittikten sonra raporumu, gerekli belgeleri vs verip mezun oldum. Hacettepe’den mezun olmanın okumaktan daha çileli olabildiğini de öğrendim. En olmadık yerlerden borcu yoktur yazısı aldım.
Mage: the Ascension’a sardırdım iyice, ama oynatmakla yıldızım barışmadı. Benim gördüğüm Mage ile oyuncularımın gördüğü bir değildi. Derin felsefi bir oyun tercih ediyorum ben. Mage öyle bir oyun zira.
Stajın bitiminin ardından bir süre geçince tekrardan kitap okuyabilir hale gelmeye başladım yavaş yavaş. Ekim civarlarına doğru Atlas Reddetti’yi aldım. En nihayetinde düşüncelerimi bağlayan, açık noktaların hepsini olmasa da bir kısmını kapatan bir eserle karşılaştım.
Atlas Reddetti’nin yarattığı etki kendini dobra konuşmak ve insanlardan katıksız mantık beklemek olarak gösterdi. Aynı zamanda da bazı pürüzleri ve şüpheleri ortadan kaldırdı. Ve işin sonunda, okuyacak o kadar çok şey var ki daha… Saymam mümkün değil. Ama o noktaya da geleceğim.
Tekrardan üniversiteye girip bir fakülte bitirmek için dersaneye yazıldım. Ama lise ve benzeri öğretim kurumlarının bünyeme ne kadar ters tesir ettiğini unutmuşum. Sanırım bu etki tek başına, hafif bir kızgınlık başlattı. Bunun sonunda eski hobilerimden birine geri dönüş yapmak istemekteyim. Kontraplaktan minyatürler yapmak. Bir şeyler "yapmak" istiyorum zira.
Bu yapmak isteği kendini en çok Konuşan Zar adlı dergimizi dizerken tatmin oluyor. Dizgi işini kısa sürede çok sevdim. Garip bir "kaosa şekil verme" hissi oluşturuyor. Rahatlatıcı bir etkisi var.
Aynı şekilde uğraşlı, meşakkatli ve ilk başta bir miktar zor olsa da Pipo içmek de yeni bir keyif. Farklı tütünler bulabileceğim bir ülkede olmamak beni üzüyor, ama bir çaresini bulurum heralde.
Yine bu sene müzik olaraktan değişik değişik şeyler dinlemeye başladım. Saykodelik ambiyans (özellikle Shulman), bir miktar post-rock.. Bir de tür adı koyamadığım bir sürü şey. Empire of the Sun, Maybeshewill, bir miktar Elsiane, bir miktar Prodigy ve yılın sonlarına doğru The Black Heart Procession ile Yeah Yeah Yeahs şu an aklıma gelen isimler. (Yeah Yeah Yeahs’ın son albümü fena değildi, az miktar dinlediğim kadarıyla diğer albümleri için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.) (Soldaki albüm kapağı Maybeshewill – Not For Want of Trying albümünden, sağdaki Empire of the Sun – Walking On A Dream)
Tekrardan kitap okumaya alışmak, bazı hoş düşünceleri ve bu düşünceler de tek-satırlık bazı lafları beraberinde getirdi. İki tanesini paylaşmaya değer görüyorum:
– Dövülmekte olan kılıç ne örse, ne çekice kızabilir.
– (Tanım) Tanrı: İnsan yaşamının son var oluş biçimi, nihai hedef. Evrim ve aydınlanma ile ulaşılabilecek varlık biçemi.
Tüm herşeyin sonunda, Tunç’un iddiasına göre yılın başlarında genel olarak hayata karşı bir motivasyon eksikliğim varken, yıl sonunda motivasyon artışı sergilemeye başlamışım. Bu gözleme bir noktada katılıyorum. Kesinlikle bir motivasyon artışı var.
Bu artışın mecburi kimi engellere katlanmaya ve geçmeye yetecek miktarda olup olmadığını ise 2010′da göreceğim. 2010′daki en büyük dileğim de kıçımı kaldırıp yapmak istediğim şeyleri yapabilmek…
Hepinize aynını dilerim.